Kayıtlar

Kiminiz Düdüktür Öter, Kiminiz Dumandır Tüter

Resim
Kıymetini bilemediğimiz için kısa süre sonra elimizde kül olarak kalacak olan değil, harcamaya doyamadığımız için, geçmişten ders alıp geleceğe bakamadığımız için, güzel olana bakmaya bayılıp da onu güzel tutmak için kenetlenmekten aciz olduğumuz için, hepimizin içinde birer kral birer padişah yattığı için, çokça dönemlerden geçip yorgun düştüğü için çoktan neşesini kül rengine çevirdiğimiz İstanbulumuz'a bir bakıp da duygularını dökmek isteyen bir biz değildik, şiire, masala, kağıda, fotografa... Bir Orhan Veli vardı mesela... Galataya bakıp şöyle diyen; Dikilir köprü üzerine, Keyifle seyrederim hepinizi. Kiminiz kürek çeker, siya siya; Kiminiz midye çıkarır dubalardan; Kiminiz dümen tutar mavnalarda; Kiminiz cimacıdır halat başında Kiminiz kuştur, uçar, şairane; Kiminiz balıktır, pırıl pırıl; Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra; Kiminiz bulut, havalarda; Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı, Şıp diye geçer köprünün altından; Kiminiz düdüktür, öter; Kiminiz dumand...

SAL YAN GOZ

Resim
Uzun bir ara. Öyle uzun bir ara ki, bu sefer gerçekten "uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz" şeklindeki bir açılış cümlesini hakediyor.  Ne zamandır facebooktan döküyordum içimi. Bugün sizi "read more" tuşundan kurtarmak istedim. En samimi halimle buradayım.  Elektrikler kesildi. Okuma ışığım adada kaldığımdan elimde el feneri, (madenci edasında demeye dilim varmıyor ama öyle) kitap okuyup kahve içip ısınmaya çalışarak bir akşam geçirdim. Dışarıda normal bir İstanbul Eylül'ünden çok daha soğuk bir hava var. Yazdan birşey anlamadığımız gibi sanırım artık bundan sonra hiçbir mevsimin kendi tadı olacak gibi görünmüyor. İstanbul'da fırtınalar, hortumlar... Bu kış boğazda buz blokları bile görebiliriz. Keşke iskele kenarlarında kösele ayakkabı yün kasket ve parkalarıyla hayatı sorgulamaya çalışan ve bunu yaparken kimselere zararı dokunmayan genç beyefendiler, hanımefendiler de görsek. Hazır renkler uzun zamandır tat vermiyorken '70'lerin Ara Gü...

Pazar Günü Çok Eylemdik

Resim
İSTANBUL "İnsan olmak" yazdım Google'a... Kitap, film isimleri filan çıktı. "İnsan olmak vikipedi" yazdım bu sefer. İlk ilgili seçenek "Narsisizm". Hadi bakalım... Demek ki bunun net bir tarifi yok. Belki Milat dönemlerinde birkaç tablet üzerine erdemlerimizden ve yapmamız gerekenlerden filan bahsedildi ancak zamanla bir kışlık bir yazlık ev sahibi olmak, bir araba sahibi olmak, iş kurmak, kendisini ve ailesini geçindirmek, Türkiye'de yaşıyorsanız ve azınlıksanız sesinizin desibelini iyi ayarlamak, bir facebook hesabı edinmek, çağa ayak uydurmak, gündemi yakalamak, başkalarına faydalı olmak, kendimize saygı duymak, inançlı ve yardımsever olmak, duyarlı olmak ve daha neler neler eklendi. E haliyle tabii, kafalar karışık. Uzun yazıları okumaya sabrı, mecali, vakti, merakı olanlar kadar olmayanlar var aranızda. Biliyorum. Kafamdakileri toparlayabilmek için bu yazının uzun olacağını şimdiden hissediyorum. O halde kaldık mı siz okuyacak olanlarla başbaş...

Tesadüflerden Başucuna

Resim
Beyoğlu'nda geçirdiğim -birkaç ay içinde sürprizlerle sonuçlanacak olan- birkaç saatten sonra eve gelip Raffi'nin başucu için kütüphanemde kitap arıyorduk ki, okunmayı bekleyen bir mola, sorgulatan ve güldüren belki de tek kitabım önüme uçuverdi adeta.  Thomas Catheart ve Daniel Klein'den bir New York Times Bestseller'ı, NIETZSCHE ÖLDÜ BİR HİPOPOTAM OLARAK YENİDEN DOĞDU... 

Şimdiyi Çal

Resim
Kelimelerin anlatamadığını anlatmasıdır en geniş anlamıyla müzik. Kalitesi cabasıdır çoğu zaman. Kalbe, ruha dokunur, haykırtır, ağlatır, güldürür, tüylerinizi diken diken eder nağmesiyle ezgisiyle zamanda yolculuğa çıkarır, ayakarınızı yerden keser. Daha ne yapsın isterdiniz ki? Müziksiz bir yaşam nedir diye sormak isterim cevabı olabilecek olana. Gizli bir coğrafyası vardır, kodları kendine has, unuttuğumuz kokuları çalar burnumuza, ruhumuzda eski hayatlarımızdan getirdiğimiz. Ondandır bugünlerde şarkılarla içli içli ağladığını gördüğümüz bebekler... Tıkanmış ruhların aksine, tıkanmaz, kesilmez. Her biri kendine has milyonlarca senfoni, milonga, şarkı, opera ve ballad bizi bizden her zaman almıştır ve almaya da devam edecektir. Dinlemek bazen yaşanmışlık ister, bazı olmamış ruhlara fazla gelir bazı kompozisyonlar. Bizi aşağı çeken herşeyi aşağıda bırakarak yukarlara çıkma vakti. Hayaller kurmanın zamanı kurduranın gölgesinde. Yanni dinliyorum an itibariyle. Her dinlediğimde hik...

Maia

Resim
Nadin'in seyir defterine ek: "Nışantaşı'nın göbeğinde doğmuş bir İstanbul'lu olarak, Mayıs ayı benim için artık 2'sinden itibaren başlıyor. Çünkü bu şehirde, çayırda çukurda değil, şehir meydanlarında kutlanması yakışan, öyle olması icab eden bir bayramı,1 Mayıs İşçi Bayramı'nı arkamızda, Meydan'a çıkma yasağı ardından, savaş alanı tadında kutlanmasından hicap duyuyorum" O halde bugünden itibaren bana ve hepimize "iyi aylar"... Bugün 2 Mayıs 2014... Bakın güzelim ülkemden bir manzaraya rastladım gezintiye çıkmışken: Burası Kaş. Başka bir değişle, Kaleköy, ya da Simena, veya Likya... Benim için ise cennet vatandan bir köşe, medeniyetlerin esip geçtiği, geçerken çok izler ve en önemlisi kültür mirasları bıraktığı bir cennet köşe. Bu kendi kalinde küçük kasabadan kendi kadar küçük bir kare. Denizin ortasında bir batık duvar, duvarın üzerinde iki saksı ve bir "ev", büyük ihtimalle de bir ördek evi.  Resmi görür görmez içimden ...

Dans Varmış Dediler Geldik

Resim
Okullu veya alaylı hiç fark etmez, hepimiz dansa evlerimizde, aynanın önünde başladık. Evde yanlızken salon, pistimiz, kalabalıkken odamız stüdyomuz oldu. Ne dinlersek dinleyelim, o kulak sahibi insanlar olarak vucütlarımızı müziğe adapte ettik. Müzik yok ise, hem söyledik hem dans ettik. Sahnelerde, mutfaklarda, banyolarda, sokaklarda... Müzik vardı ve bizler dönüyorduk, zıplıyorduk, adeta kendimizden geçiyorduk. Sosyal statülerimize zaman geçtikçe yapışıp kalan dramatik gösterileri bir kenara koyuyor, buzdan duvarlarımızı kırıyor, kendimiz oluyorduk.  Bir gün Macaristan'dan bir "kaset" geldi evimize. Evdeki koşuşturmadan kimsenin dinlemeye fırsatı olmamıştı. Evin meraklısı olarak tek başıma dinlemeye koyulduğum an, ilk adımlarıma da ilham veren müzikle tanışmıştım. Dünya durmuştu ben dönüyordum. Bir anda önce koskoca bir orkestrayı yönetecek güç geliyor, iki üç ölçü sonra dokunsan ağlayacak kıvama geliyordum. Ama dans etmeyi asla bırakamıyordum. Yaklaşık üç dakika...