Köyün Delisi

Nasıl bilirsiniz köyün delisini? Yeri yurdu genelde bellidir. Yerini kanıksadığından muhtemelen. Bir hayvanı vardır genellikle. Kuşlarla, köpeklerle, kedilerle arası çok iyidir. Saçı başı dağınıktır. Sakalı uzundur. Kadınsa kaşı bıyığına karışmıştır. Yanına yaklaşanları, akıl vermeye çalışanları, hayatını güzelleştirmeye çalışanları şiddetle uzaklaştırır yanından. Deliliğine konsantre olması gerekmektedir. Mucittir bunlar, icatları vardır. Hayatının ona "deli" diyenlerce iyileştirilebileceği fikrine karşıdır. Delilik mertebesinde bir level daha yükselir böylece kendine deli diyenlerce. Çok kıyafeti yoktur. Bedeni de gardrobudur çoğunlukla. Varı yoğu üzerindedir. Yıkanmaya çok ihtiyaç hissetmez. Saçı başı dağınıktır. Köyün insanlarının anlamadığı şeyler konuşur. İnsandan yana yanlızdır. Ne varsa yer, öyle yaşar, gider, ölür.
Deliliğin bir ödülü olsa, köyde her sene düzenlenen deli kupasını kazanmak için delirmeye razı insanlar vardır bu hayatta. Ama öyle bir yarışma yoktur. Deliler norm dışıdır. Köyün delisi bir tanedir. Kendini deliliğe adamıştır. Zira çakma deliden duygu geçmez insana. Çakma deliden elektrik alamazsın. Deli delidir ve her köyde bir tanedir.



Şu resme bir dalın...



Saçı başı dağınık, gardrobunu üzerinde taşıyan, garip garip el hareketleri yapan, yanına gelene "indir o eli" der gibi atarlanan, garip şeyler yazan, çizen adamlarla dolu bir resim. E bir yerlerde varmış işte köyün delisi yarışması. Hafif sola kayınca bir kadın var, "kuş uçtu beybi" diyecek gibi bize bakıyor. Jüri herhalde. Ya biz nasıl kaçırmışız bu yarışmayı. Hangi kanal?

Gel güzel kardeşim gel... Gel bende kal, gel birlikte çözelim şu işi...

Bu baktığımız şey bir duvar. Bir yerin duvarı. Vatikan Sarayı'nda bir odanın duvarı. Bu resim duvara çizilmiş bir resim. Senin "graffiti" dediğin şey 1500 İtalya'larında böyle birşeydi. Yani bundan 500 sene öncenin duvar resmi bu. Duvara çizildiği için de adına fresk deniyor.

Nedir Fresk?
Mümkünse ıslak kireç çekilmiş duvarın üzerine çizilmiş, pigmentin duvara işlemesi için su ile çalışılarak resmedildikten sonra o duvarın ayrılmaz bir parçası haline gelen temalı resimdir. Fresco diye de yazılır. Fresko diye okunur. Tarihi yerleri gezdiğiniz zaman karşınıza bolca çıkar bu terim. Incelikli iştir. Formülü vardır. Çünkü kimyasal bir iştir. Şaka yapmıyorum bak formülü şu:

Kireçtaşının pişirilme (kalsinasyon) işlemi= CaCO3 → CaO + CO2
Söndürülme işlemi (su ile yapılır, ve hidratasyondur) = CaO + H2O  Ca(OH)2
Sertleşme işlemi (kuruma+kristalleşme+karbonatlaşma)= Ca(OH)2 + CO2 → CaCO3 + H2O

(n'apak hacı, kafam karıştı, bi oyun mu atak?)

Arka sıra! aranda konuşma! bende kal!

Ne diyordum? Ha işte ince bir kat çekilmiş kireç bazlı sıvanın içine renk pigmentinin duvara oda sıcaklığındaki su ile işlemesi, ve kururken aldığı hale kadar gelen süreçte çeşidine göre formülünün olduğu, hassas, ustalık isteyen, adam delirten, delirmek uğruna seneler harcatan, senin benim "zor iş ya" diyip geçeceğimiz, çizerinin ise onur mertebesine yükseldiği iştir Fresk.

Bak şöyle düşün. Hacı emmi geldi bi gün dedi ki "Bu duvar boyama işi sendedir. Aga öyle istiyi" Koştun nalbura, kireç aldın. Su aldın. Boya aldın. Kireci pişirdin taşırdın. Bi sıra sıvanı çektin. Şimdi boyama zamanı. Konu senin. Yeter ki köyün namı yürüsün.

Hah işte bu fresk de öyle bişey. Köy Vatikan. Sene 1500'ler. Italyan rönesansının dalga dalga yayılan akımının en temel eserlerinden biri için kolları sana sıvattılar. Seçilmiş ressam sensin.

Kim çizmiş bu freski? Raphael. Kim ola ki bu Raphael?

Raphaello Sanzio de Urbino. Kısaca Raphael. Senin Mehmet Ali'ye Mali dediğin gibi kısaltmışlar adını. Neyse... Dönelim konumuza. Italyan ressam kendisi. 1483'te doğmuş. Aferin çocuğa bir dolu eseri var. En önemlileri de işte bu Vatikan Sarayı'nda.

Freske dönelim. Bu freskin bir adı var. The School Of Athens. Şimdi bu isimle google'a soracak olursanız Türkçe'sinde bir paragraf açıklama çıkıyor. Sonra benim gibi manyaklar kendi sayfalarında uzun uzun anlatmışlar gönüllü olarak. Sanat aşkı başka bi'şey... Ben bir tık daha detaylı inceleyeceğim. Gel.

The School Of Athens, Atina Okulu olarak çevrilir çevrilmesine de, Italyan Koleji gibi geliyor sanki kulağa. O yüzden The School Of Athens kalsın bir kenarında hafızanızın.

Şimdi hafız, The School Of Athens, Rönesans'ın en önemli eserlerinden biri olarak kabul görmüş. Nedir Rönesans? 14. ve 17. yüzyıllar arasında yaşanmış bir dönemdir. Ne olmuş bu dönemde? Bu rönesansın başlamasıyla ortaçağ kapanır, bitişiyle de modern çağ başlar. Yani fotograf makinesinin icadına kadar geçen sürede herşey böyle resmediliyordu. The School Of Athens'in çizimi tam iki sene sürmüştür. Şöyle düşün. Resimdeki amcaları ve teyzeleri böyle bir karede toplayıp şimdi fotograflamak isteseniz, 1 saniye. O zaman çizmek 1.051.200 (Yazı ile bir milyon elli bir bin ikiyüz) saniye. Bir milyon kat daha fazla efor. İki katı değil, beş katı değil, on kat da daha zor değil bu adamların işi. Bir milyon kat daha zor. Bu arada, sene binbeşyüz dedim ya, daha ampul yok piyasada. Zam gelecek diye toplatmışlarmış.

Resmedilen elemanlara geleceğim daha, onları fotograflasaydı bile zamanda yolculuğu keşfetmiş olmak gerekiyor önce. Onun hesaplamalarını yapacak olsaydım şu an şunu yazmıyor olurdum. Orada anlaşalım sonra eksik bilgi diye kafama üşüşmeyin. Anlatıcam...

Şimdi bu freskin ebatları, 5 metreye 7 metre gibi. Sizin evin salonu kadar yani. Senin ahşap boyama için aldığın tepsi 30x20 cm. Oradan hesapla.

Resmin bulunduğu duvara bak önce:


Tuval kafası. Zemine 90 derece.
Tavanı gördün mü tavanı? Orada da birşeyler çizilmiş. Neymiş ki onlar?



Tavandaki çizimler de bunlar. Yani iki sene mum ışığında, bir de tavana 9 tane fresk daha çizmiş Raphael. Vatikan Müzesi'nin tavanları kartonpiyer ve "indirect lighting" değil anlayacağın. Onlar da fresk. Bunu yapan usta kör oldu diyorlar ya. İşte o hesap. Ne bel kalıyor ne omurga ne göz.

Biz yine dönelim bizim Atina Koleji'ne... Kolej demişken, bu kelime dilimize Fransızca'daki collége sözcüğünden geçmiştir. Kökeni tabii ki latincedir. Ne sandın? Lege/Lego kökeni "kendim seçiyorum" veya "legal"de olduğu gibi kurallı anlamını taşır. Yav işte seçilmiş kişilerin toplandığı eğitim yeri.

Raphael de kimi seçeyim diye düşünmüş ve resme aşağıda anlatacağım elemanları yerleştirmiştir. Yani Atina Kolej'i. Şaka lan şaka, hala The School Of Athens.



Ortasından dalalım, en can alıcı yeri orası zaten. Raphael de bu ikisini bilerek oraya yerleştirmiş.

Kah çıkarım gök yüzüne, seyrederim alemi diyen soldaki, baba Platon. Eflatun da demiş bizimkiler Arapça'da dilleri Platon demeye dönmediğinden. Milattan önce 428 yılında Atina'da doğmuş. Matematikçi ve filozof. Felsefe o dönemin yükselen trendi o yüzden resimdeki herkes filozof. Platon batı felsefesinin temellerini atmıştır. Akıl hocası Socrates, öğrencisi ise Aristo'dur. Devlet adında bir eseri vardır ki tadından yenmez. Tüm D&R'larda ve Remzi Kitapevlerinde... Demokrasi ile ilgili şöyle bir sözü vardır:

Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar. Demokrasi despotluğa dönüşür.

Bak hele Nostradamus mübarek!... 2.500 sene öncesinden nasıl da bilmiş...

Eliyle yukarıyı işaret etmesinin sebebi, onun felsefesine göre, gördüğümüz değişen dünya, daha yüksek, evrensel bir gerçekliğin gölgesidir. Göksel bir büyüklüğün gölgelerine bakıyoruz sadece ona göre.

Kah inerim yer yüzüne, seyreder alem beni diyen sağdaki baba Aristo. Yani yanındakinin öğrencisi. Realist bu arkadaş. Eli de o yüzden yeri gösteriyor. Yani diyor ki dünyada gördüğün herşey realitenin ta kendisidir. Bunun incelenip üzerinde çalışılması gerekmektedir. Platon da bu görüşe karşı çıkar. Ama gel gör ki yan yanalar. Olur şey değil. Aristo milattan önce 384'te Stagira'da doğdu. Stagira Ege'de bir ada. Bugünkü psikolojinin temellerini atmıştır. Felsefe ve Bilim adamıdır. Zooloji üzerine çalışmaları var. Hayvanlarla arası iyi. Gökbilim özel ilgi alanları içinde.

Geriye kalan karakterlerin içinde en kesin olanları ile devam ediyorum.


Sinoplu Diyojen. Milattan önce 412'de Sinop'ta doğmuş, M.Ö 323'te Korint'de ölmüştür. Kinik felsefenin öncüsü. Diyojen medeniyeti ve onun dayatmalarını reddetmiştir. Yaratıcısı olduğu kinizm felsefesine göre erdem önceliktir. Çünkü medeniyetle birlikte yozlaşma gelir. Erdem gider. Kinikler bu yüzden doğal ve sade yaşamı öne çıkarırlar. Kinik okul kyon gelime kökeninden gelir. Kyon köpek, köpeğe dair anlamına gelir. Diyojen'in de köpeklerle arası iyi.


Gelelim buna:


Epicurus. M.Ö 341 Samos doğumlu. O da Ege'de bir ada. Gidin, güzeldir. Epikür olarak bilinir, Epikuros akımının babasıdır. Stoacılıkla aynı felsefeyi paylaşırlar ve ona göre, felsefenin ana düşüncesi mutluluktur. Ona bilginin ölçütünün temelleri duyular hazlar ve acılardır. Mantık da doğru yaşama ulaşmak için gerekli olan bilgiyi sağlayan bir araçtır. Der ki: "Ölümden korkmak anlamsızdır, çünkü yaşadığımız sürece ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz."

Düz mantık insanı, bak zaten kendisi de nasıl mutlu ve mesut... Kafasında da Büyükada'dan aldığı çiçek çelengi, ay canım benim yaa! Tonton!



Pisagor:


M.Ö. 570 Samos doğumlu. Hepberaber gidelim mi Samos'a ya, havasından mı suyundan mı artık giden bir alim olup dönüyor baksanıza. Sayıların babası, matematikçi, "sayılar nihai gerçektir, her bilgiye sayılar vasıtasıyla ulaşabiliriz" der. Düşüncelerini yazıya dökmemiştir, onun felsefesi hakkında bildiğimiz herşeyi öğrencilerinin anlattıklarıyla biliriz. Öklid'in de çalışmalarını etkilemiştir ve kendisi en çok Pisagor'un aritmetiğinden faydalanmıştır. Pisagor, filozof ve matematikçi.


Devam ediyorum:



Kaynaklara göre bu baba ya Öklid ya da Arşimed. Raphael bir index bırakmamış ardından, o yüzden bundan sonrası ya/ya da diye devam ediyor. Öklid'in resimlerinde elindeki pergelle örtüştüğü için daha çok Öklid olduğu düşünülüyor. Ben de o şekilde anlatayım. Geometrinin babası. M.Ö 300 İskenderiye doğumlu. Şimdi Oxford Müzesinin girişinde koskoca heykeli bulunur.

İşte freskin temel taşları... Raphael'in bu kadar felsefeciyi ve tarihe ilk yön veren bu kadar önemli adamı neden bir tabloya topladığına ezoterik bir derin mesaj yüklememek gerektiğini belirtmiş inceleyen bilirkişiler. Zira Vatikan Müzesi'nin diğer odalarında, savaş temalı veya incil temalı birçok klasik eser bulunurken, böyle bir kompozisyonla ne anlatmak istemiş Raphael diye sormanın gereksizliği, öncelikle, tasfirini yapıp bir araya topladığı adamlara büyük haksızlık değil mi?

Birkaç konuya dikkat çekeyim. Freskteki Platon tasfirinde Platon size haddinden fazla tanıdık geldi değil mi? Yüzü Leonardo Da Vinci olarak çizilmiştir de o yüzden. Da Vinci de mimariye, heykele haddinden fazla kafa patlatmıştır. Mimar Sinan'ın kendisi ile fikir alışverişinde olduğu söylenir. O dehaya da burada bir selam çakıyor Raphael.

Bütün bu adamların ortak özelliği nedir bilebildiniz mi? Delilik. Köyün delisi bunlar bildiğin, bilimi, toplumu, felsefeyi, yaşamı, ölümü delice irdelemişler, aklı sadece bunun için kullanmışlar. Ama canım kardeşim dönemine göre kimsece dışlanmamışlar.

Şimdi televizyonu kapat ve elindeki kumandayı yavaşça yere bırak. Gerilime mahal yok. Sakince anlatacağım. Raphael bu temsilinde "adam olun lan" mesajı vermiştir açıkça. Hem de Vatikan'ın ortasında. Çünkü insana, bilim ve felsefe ışığında, bilgi ışığında hizmet etmiş, örnek olmuş adamların hepsi burada. Tabloda bir tane hayırsız adam yok. Hala 2.500 senelik devlet temeline dayalı sistemi uyguluyor, hala 2.000 senelik matematikten faydalanıyor, hala kuşkuculukla sorguluyorsan temellerini bu adamlar attı. Aralarında erdemi, ahlak kurallarını temel alan var, sorulara cevap bulmak için geometriyi sayıları kullanan var. Hepsi bir hizmet derdinde. Vatikanın orta yerinde ibret olsun diye insanlığa hizmetten sorumlu devlet bakanı edasında Raphael, erdemi bir kenara bırakmadan büyük oyunların sizi uyutmasına izin vermeden sadece bilginin izinden gidin demiştir.

Yani canım kardeşim, orada Epikür'ü okuyunca manikürün geliyorsa aklına, senden bize hayır yok. Pisagor dendiğinde lise yılların travma gibi geçiyorsa gözünün önünden, senden de hayır yok. Leonardo Da Vinci diyince Di Caprio'nun bir filmi geçtiyse sen de çekilebilirsin. Bize, o günün kafasında ve erdeminde, bilgi ve mantığı felsefeyle harmanlamış, ama ikisini birbirine karıştırmamış adam lazım. Bize madyanın dayattığı yalanlardan, showlardan eğlencelerden, sürü halinde gezmelerden gerekirse uzak durabilecek, düşünen adam lazım. Bize yanlız kalmayı göze alacak bir köyün delisi lazım.

Ben Eylül'leri çok severim. Bak saat sabahın 5'i. Sırf şu blogu başlattığım günden bu yana nelere kafa yorabilir hale geldim ve nelere kafa yorabilir hale daha gelebilirim'leri araştırmak, yazmak ve aktarmak için, bu işlere giriştiğim günü sizinle beraber kutlayayım diye uyumadım. Normal insanım ben, sabah kalkıp işe gideceğim. Ama benim için ayrıştırıcı bir özelliği var bugünün. Onu da es geçemezdim. Buralarım temelleri Eylül'de atıldı 3 sene önce. Multum in Parvo diyordum o zamanlar. Yani azdaki çokluk. Rutinin dışına, dayatılmışın dışına çıkmak, erdemli kalarak yeni deneyimlere yelken açmak, güzel yaşamak ama etiketi markası olmadan bunu başarmak gibi düşünceleri deneye yanıla aktardım bugüne kadar. Bugünden sonra da bildiğim her lisanı kullanarak bunu aktarmaya devam etmek istiyorum.

Bu kadar tarih araştırmaya gerek yok. Ağır konulara da gerek yok aslında. Küçücük bir alandan başlar içinde varsa. Korkma yanlız kalacaksın. Ama sonunda en mutlusu sen olacaksın. Elindeki viski bardağına bakarak "ulan bunun içinde ne var acaba" diye baksan bile bana kar... Büyük şeyler küçük sorularla başlar. Sen yeter ki sorgulamaya merak etmeye can atıyor ol. Bunu okuyabiliyorsan internetin var demektir. İnternet güzel hazine kullanmasını bilene. Faydalan bir zararını görmeyeceksin... Başla ama artık bir yerinden... Senin bilginin ışığında, ne medeniyetler kurulur tekrar tekrar, bilemezsin. Ama bil ki sen düşününce daha güzelsin.

Nadin Nerjan






Bu blogdaki popüler yayınlar

I Am Malala

Müzigin Dili Yok / Music Has No Language

Tatlarla Anıları Paylaştık