Ayna Ayna Söyle Bana


Gizemli bir dünyanın kapıları ardına kadar aralanır bizler bir aynanın yakınlarındayken. Misal ben küçükken aynaların arkasında hep başka bir alem olduğunu düşünür, oradan izlendiğimi hayal ederdim. Bu tarafta gördüğümüz herşeyin aslında gördüğümüzü sandığımız şeyler olduğunu varsayardım. Çocuk olmak belki sadece bu yüzden güzeldi. Hayal dünyamın sınırlarını zorlamış, hiççi olacağımın sinyallerini vermiştim. Üstelik henüz Pamuk Prenses'e ve onun üvey annesine dair hiçbir fikrim yokken..


İnsanın kendini görme isteği asırlar öncesine dayanıyor. Mitolojide Tanrıların kendi yansımalarını seyre dalarak canlarından olmuşlukları var. Bir akis uğruna... Henüz aynalar üretilmeye başlanmamışken durgun sularda insanlar kendilerini görmek isterlerdi. O dönemde bu şansa sahip olmayanlar için hayat nasıldı acaba? Tahmin etmesi bile zor.

Ayna yapımında bahsedilen sır, aslında tek başına bıraksanız ona bir "gizem" katacakken, didikleyince birtakım elementlerin birleşmesinden başka birşey değil. Cam üzerine katmanlar halinde saf su, gümüş ve bakır sülfat gibi maddelerin cama ışığın neredeyse yüzde yüzünü yansıtabilmesi için parlaklık vermek amacıyla uygulanması işleminden çıkan sonuç ayna.

Böyle anlatınca anlamına şiirler manzum eserler yazılmış bu eşyaya bir anda buz gibi bir anlam yüklemiş olduk. O yüzden bu anlatımı işin ustalarına bırakıyor ve mistik kısmından anlatmaya devam ediyorum.

Bundan üç yüz yıl öncesine kadar aynalar da bugün hala cam objeleriyle hayli meşhur olan Venetik'te bulunan Murano adasında yapılıyordu. Buradaki ustalar için adaya giriş var, fakat çıkış yoktu. O dönemde buraya cam ustalarından başka kimsenin girmesine de izin yoktu. Venedikliler bu sırrı dünya ile paylaşmak istememişlerdi. Daha sonra adadan zorla kaçırılan 4 usta sayesinde bu işlem bir gizem olmaktan çıktı. Ayna yapımında bugün kullanılan yöntem ise 1800'lerde Alman kimyacı Justus Von Liebig'in buluşu gümüş kaplama yöntemidir.

Millattan öncesine, eski Mısır, Yunan ve Roma dönemlerinde izlerine rastlanan, halk ağzında ise bugün hala "göz" sözcüğünden esinlenilerek "gözgü" adıyla anılan bu gizemli pencere, günlük kullanımda yerini alarak, her birimizin hayatlarına girdi. Ne ilginçtir ki hala dikkatli bakıldığında geçmişten ve gelecekten haber verecek gibi hazır bekliyor adeta.


Peki ya emekten haber verecek olsaydı? Aynı bu resimlerdeki ayna gibi mesela. O zaman kendisine mi emeğe mi dikkat çekeceğini bilemez, belki de sahibini kıskanmaz ama kendisini bir güzel giydirip baloya hazırlayan sanatı kıskanırdı. Elbisesinin güzelliği kendi güzelliğini kapatan bir kadın gibi.




Emekle çevrelenen bu eser geçenlerde fotograf çekimi için karşıma çıkan objelerin içinde belki de en güzeli. Koskocaman bir kareyi çepeçevre sarmalayan her bir ilmeği, her bir düğümü düşündükçe aynayı sanatçısına küstüreceğini bile bile edinmek istesem de alıcısını bekliyordu. Bu gün görmüş nadide kadından, benzer bir tane de kendim için isteyerek ve sözünü tutacağını bildiğim için sabırla beklemeye koyularak çekimden ayrıldığımda yine de aldığım ilham yanıma kâr, bloga da 50. entry olarak damgasını vurdu. Sanatı, emeği, özgürce düşünüp üretmeyi, böylesine özel ve önemli kılan da işte bu emektarlar.

İyi ki varlar..

Sevgilerimle
Nadin Nerjan

Bu blogdaki popüler yayınlar

Terk Etti Hatun Ziyaretgâhı

Melül Olmaya Niyetim Vardı

I Am Malala