Tadilat Var

Mutlu, çok mutlu bir çocukluğum vardı benim. Bakın nelerim yoktu:

Kardeşim yoktu. Bütün kuzenlerim benden büyüktü. Onların küçülmüş kıyafetlerini giyer üzerine mavi önlüğümü geçirir okula giderdim. Okuldan hiçbir zaman annem ya da babam almadı beni. İkisi de çalışıyordu. Bazen babaanneme, bazen halalarıma, bazen de teyzeme giderdim. İş dönüşü alırlardı beni. Hepbirlikte eve giderdik. Yemekler hazırlardık. Hiçbir zaman dışardan hazır yemek söylemezdik. Onlara kavuştuğum saatler günün en güzel saatleriydi. Geceleri huzurlu uykularım, neşeli rüyalarım vardı benim.


Bayramdan bayrama bana özel kıyafetlerim oldu. Zaten öyle çok çocuk mağazası da yoktu. Benim olan herşeyin kıymeti o yüzden çoktu.

Kocaman sofralar kuruldu benim çocukluğumun bayramlarında. Annelerle babalar hepbirlikte, iyiye güzele ve şerefe kadeh kaldırdılar. Kahkahalar eksik olmadı evlerimizden. Gülmeyi onlardan öğrendim ben.

Oyuncaklarımız yoktu, oyunlarımız vardı bizim. Sokağa tebeşirle, bilemedin ponza taşıyla sekiz tane kutu çizer, sabahtan akşama kadar seke seke günü bitirirdik. 

Bir don lastiği ile, üç kişi zıplar dururduk. Pilatesimiz oydu bizim.

Sokaklarımız sessizdi. Babam işten gelince, koşeden dönerken, arabasını motorunun sesinden tanırdım. Issız fakat tekindi sokaklarımız.

Haftasonları ailecek zaman geçirirdik. Dizilerimiz vardı. A Takımı'mız vardı. Hep dünyayı kurtarıyorlardı. Kara Şimşek hayal dünyamızın sınırlarını zorlardı. Toplasan iki kanalımız vardı. Onda da Bob Ross her pazar sabahı şuraya küçük neşeli bir ağaç çizerdi. O ağaç bütün hafta neşesini yanımızda taşımamıza izin verirdi.

Kendi dünyamızın müteahitleriydik biz. Legolarımızla kimseden imar izni almak zorunda kalmadan oraya buraya küçük evler yapıp yıkardık. Ama Lego adamlarını asla evsiz bırakmadık.

Her cumartesi tiyatroya gidilirdi. Hangi sahnede hangi oyunun oynandığına gazeteden bakardık. Küçük siyah kutular sanatın müjdecisiydi.

Toplasan iki bilemedin üç kanal vardı. Evlendirme programları yoktu. İnsanlar çaylarda, komşunun, eşin dostun referansıyla, türlü türlü çöpçatanlıklarıyla tanışırdı. Anlaşırdı. Kaynaşırdı. Sevmeyi, sevgi dolu bir yuva kurmayı öğrenirdi. Zamanla, sevgiyle ve saygıyla. Sessiz sedasız, skandalsız.

Kapı önü sohbetleri vardı. Yirmi çeşit probiyotik yoktu. Sokak sütçüsü vardı.

Okul laboratuarları yoktu. Yazlıkta mahalledeki çocukların unuttukları misketleri toplardık. Önce onları mangalda bi güzel ısıtır, sonra soğuk suya atar çatlamasını izlerdik. Çocukluğumuzun bilimsel deneyi bunlardan ibaretti.

Sokakta ne kadar kedi köpek varsa sever, beslerdik. Kimseye onlara zarar vermemeleri için yalvarmak zorunda kalmadan.

Kışlık oyunlarımız da vardı. Sessiz sinema oynardık. İsim şehirimiz vardı, F harfine gelince meyvesizlikten biten...

Kardeşlik dostluk yarenlik vardı. Her mahallede farklı dinden farklı kültürden insanlarla iç içe, paylaşarak, saygı duyarak yetiştik. Her bayrama özel farklı yemek kokuları sardı hep mahalleleri. Kutlardık birbirimizi, sıhhat, bolluk bereket dileklerimizle...

80'lerde geçti benim çocukluğum. Televizyonsuz telefonsuz evler vardı. Onlar da paylaşılırdı.

Televizyondan değil kitaplardan öğrendik eğriyi doğruyu. Çoğunlukla da hayvanlardan. Aslan ile Fare'den, Boğa ile Sivrisinek'ten. Çirkin Ördek Yavrusu'ndan.

Fotograf makinaları 24 kare resim çekerdi. Rulo bitinceye kadar film basıma gitmezdi. Heyecanla beklerdik. Gözümüz kapalı bile çıksak, bir daha çekmezdik. Hepimiz çirkindik. Hepimiz güzeldik. Hepimiz mutluyduk.

Sonra ne mi oldu? Hatırlamıyorum. Büyümüşüm.

Yoklukta, yaratarak, geliştirerek, paylaşarak, merak ederek, kahkaha atarak, keşfederek, kıymet bilerek, saygı duyarak, söz dinleyerek, bekleyerek ve sabrederek büyümüşüm. Koskocaman evli barklı kadın olmuşum.

Şimdilerde çok mutsuzum. Mutluluğumu elimden bir çocuk aldı. Adı Berkin.

Şu sıralar sadece milyonlarla beraber yürüyorum, yazıyorum, haksızlıklara karşı direniyorum. Hem de tüm gücümle. Hiçbir zaman çocuk yokluklarında onun topladıklarını, gelecekte ne için kullanacağını bilemeyeceğim. Göremeyeceğim. Fakat bildiğim birşey var. Berkin dün aramızdan geleceğin sırrına kadem basarak, fakat milyonlara da devasa bir sembol olarak, koskocaman bir Türkiye olarak ayrıldı. İstemeden, bilmeden.

Benim tek bildiğim ise, yaşamaya onun kaldığı yerden, iyi ve güzel olan için çalışarak, üreterek devam edeceğimdir. İyi ve güzel olan ise paranın satın alamadığıdır. Sevgidir, anılardır, gülmeler ve paylaşımlardır, eşitliktir ve en önemlisi, özgürlüktür.

Unutmayalım, parayla satın almadığımızı kimse bizden çalamaz.

Şimdi bir dakika düşünelim. İsyanımızı, savaşımızı düşünelim. Bir dakikalığına mutluluğa anlık kafa dağıtmalara değil de sadece mutsuzluğumuza odaklanalım. Nedenini soralım, soruşturalım. Geçmişe ve geleceğe bakalım. İkisinin arasında nerede bir kopukluk varsa sızıntı ordadır. Onu tamir edelim. Edemeyenlere yardım edelim.

Bunu yapmak için tüm gerekli alet ve edevat hepimizin elinin altında. Akıllı telefonlardan, bilgisayar ve internete, kitaplardan bilgiye, ahlak, sevgi, saygı, bilgelikten üzerinde yaşadığımız topraklardan bize miras kalan kültürlere kadar herşeye sahibiz. Tamirci ise yüreklerimiz.

Bu tamirat hepimize iyi gelecek..
Nadin Nerjan

Bu blogdaki popüler yayınlar

I Am Malala

Terk Etti Hatun Ziyaretgâhı

Müzigin Dili Yok / Music Has No Language