TGI Tuesday

TGIF'DEN HALLİCE

Haftasonu geldi diye şükreden bir deyim olduğunu çok geç öğrendim bu 4 harfin. Kendime göre revize edecek kadar da şımardım ve sevindim Salı günü. Kumda oynayan çocuklar gibi şendim üzerimde ebeveyn gözü hissetmeksizin. Güzel bir dostluğun başlangıcı, mekandan mekana sıçramalar tadına doyum olmayan sohbetler şenlik sebeplerim. 

Blogumuzun Facebook sayfasının açılışını taçlandıran bir mesajla temelleri atılan bir buluşma gerçekleştirdik Salı günü. The Hedon'un kalbi Oben Nayan ve zarif eşi İpek'le birlikte nihayet Nisan için sözleşmiş, ve bir tarih belirlemiştik. Bir de mekan... Que Tal Bar. 

Mekan(lar) ve akşamın hikayesine gelmeden önce üzerine basmak istediğim bir ayrıntı var yüreğimin derinliklerinden taşan; Bundan önce bir kez, sadece bir kahve içmek üzere görüşmüş insanlar düşünün. O günden bir ay sonrası için gün belirliyorlar. Ve günler öncesinden belirlenen mekanda, ve saatte bir daha telefonlaşmak, mesajlaşmak gereksinimi duymaksızın tam yerinde tam zamanında buluşabiliyorlar. Yediğimiz yemekler, sohbetlerimiz bir yana dursun, eski zamanları ebelediğimiz bir geceye böyle adım attık işte. İnsana olan "güven"in başrol oynadığı kahkaha dolu bir geceye... 

Günler uzamış, Tünel cıvıl cıvıl, hava daha kararmamış bile. Raffi'yle mekana gidiyoruz, Oben'i kolundan tuttuğumuz gibi KV'ye götürüyoruz. İpek'i beklerken konu konuyu açıyor. Herkesin kendi keyfi masada, konular havada uçuşuyor. Akşam çökmek üzere. Pasajı "T" yapan kolun tam tepesinde, bir saat, saatin üzerinde "Tamiri İmkansız Saat Yoktur" yazısı.


Düşünmeyi seven, kendine ait bir fikir, bir kültür sahibi insanın baştacı yapacağı türden bir felsefe cümlesi, başımızın üzerindeki yerini almış. İpek de geliyor, buram buram tatil öncesi havası üzerinde, tam da ihtiyacı olan cinsten. 

Tünel hala capcanlı. Trafiğe açık olduğu günleri hatırladığım bu sokaklarda, ufak bir kıvrım yaparak Que Tal Bar'a varıyoruz. Masamız hazır. Önce shakerlara saldırıyoruz. Ege kültüründe su ile karşılanırsınız. Akdeniz kültüründe de böyle demek ki..



Günlerden Paella. İsminin uzantısı "bar" beni biraz ürkütüyor, daha çok sohbet edesim var diye düşünürken, müziğin sesinin hiç de yükselmemesi beni daha da mutlu ediyor. Masamız "ortaya" bir paella, çeşit çeşit tapaslar ve bir de uzun zamandır yemediğim kadar lezzetli bir steak ile donatılıyor. 





Yanında elbette ki Sangria iyi gidiyor. Mekan bu konuda da gayet başarılı. Kafamda yanan ampulleri kimseye çaktırmasam da Rick Stein ruhumda gezintiye çıkmış, aynı tatları evde nasıl yakalarım'ları hesaplıyor... Bir sonraki entry'mize konu olacak bir buluşmanın, ev tadında bir organizasyonun temellerini atmış bulunuyorum çaktırmadan.

Her zaman altını çizerim, bir kez de yazayım diyorum; sofra kutsaldır, o sofrada paylaşılan yemekler de öyle, bu dörtlü ise, bir koca sahan paella'ya dalıyoruz. Sohbetlerin ve kahkahaların paylaşılabileceği ve daha ilahi bir ortam gelmiyor aklıma. Not düşüyorum: Güzel günlere ışınla bizi Scotty!

Mekan seçimi daha mükemmel olamazmış. Bunu anlıyoruz. Ardı ardına yaşanan tesadüfler burada da peşimi burakmıyor. Pesah akşamı kuzenim Merve ile İspanyolca üzerine küçük bir sohbet etmişiz. Noktalama işaretlerini ihmal etmiyordu anlatırken. Bu dilde bir soru cümlesine başlanacağının habercisiymiş ters soru işareti. Eli belinde bu sıcak insanlar, "soru soracağım ona göre" diyormuş. Burada da menü bunu desteklercesine. Bize dönük yazıların üzerinde koskocaman ve kıpkırmızı bir soru işareti küsmüş gibi duruyor bize. Hayır basım hatası değil. Bir soru cümlesi: "N'aberler?" baabında.

"¿Que Tal?" diyor, "canıım" diyorum; "Muy muy bien".



Zihnimizde biraz Arturo Sandroval, Biraz Yuri Buenaventura, ayrılıyoruz mekandan. Karnımız tok, keyfimiz yerinde...

Kahve lazım acilen. İki adımlık mesafede dostumuz bekliyor bizi... Giritimu

Sokağına gelir gelmez, duyduğuma hiç şaşırmadığım bir tepki: "Aa burası Tektekçi'nin sokağı". Evet mekan konumu tam bir sürpriz. Hem bilindik hem yabancı. Sermet Bey ve Tamar karşılıyor bizi. Dede de gecikmiyor. Aile havası sarıyor her bir yanımızı. İşte istediğim oluyor, ışınlanıyoruz Akdeniz'den Ege'ye. Burada The Hedon girecek devreye. Kahvemiz sadece sohbet'le değil, Oben'in vaftis ederek isim babası olduğu "ZAMAZİNGO" tatlısıyla dans ediyor.

Gözünüz The Hedon'da olsun bu saatten sonra. Kalemi ve yorumu benden çok daha kuvvetli Oben'in bu şiir gibi tadına doyum olmaz tatlı hakkındaki yorumlarını birkaç güne kalmaz kendisinden okuyacaksınız. 

Hafta içinde hafta sonu tadında böyle masalsı bir akşamdı işte benim için geçtiğimiz Salı günü. Tutulmak üzere verilen sözler arasında, günlerin trendi, okuduğum semt Karaköy'de bir çekim var. Sürprizli şenlikli yepyeni. İzlemede kalın...

Sevgilerimle
Nadin Nerjan 


Bu blogdaki popüler yayınlar

Terk Etti Hatun Ziyaretgâhı

Melül Olmaya Niyetim Vardı

I Am Malala